Bugün sporun en ilginç tarafı, insanı sürekli sınaması konusu, sokağın sesli gürültüsüyle birleştirildi. Bir gün omuzlarda taşınırsınız, ertesi hafta aynı insanlar sizi eleştirir. Tribün değişmez, forma değişmez, arma değişmez ama bakışlar değişir. Valla, bu durumun farkına varmak zor.
Kaybetmeye tahammülümüz giderek azalıyor. Bir maç kaybediliyor ve hemen sorumlular aranıyor. Teknik direktör tartışılıyor, oyuncuların karakteri sorgulanıyor, yönetimin geleceği konuşuluyor. Yahu, bu kadar hızlı tepki vermek normal mi? Bilinmiyor, ama herkesin gözleri hırçın.
Oysa bazen bir maç, yalnızca bir maçtır. Her yenilginin büyük bir kriz olduğu düşüncesi, galibiyetlerin de değerini azaltıyor. Kaybetmek, sporda en kısa ömürlü duygulardan biridir. Bir takımın hikâyesi, hiç tökezlemeyen bir takımın hikâyesi etkileyici değildir.
İnsanlar kusursuzluğu değil, mücadeleyi sever. Kendilerinden bir parça buldukları hikâyeleri sahiplenir. Bir takım son düdüğe kadar oyunun içinde kalıyorsa, taraftar da onun yanında kalır. Skordan önce niyeti görür, bu yüzden insanların niyeti önemlidir.
Her zaman kazananlar değil, kaybettikten sonra nasıl davrandığını bilenler yoluna devam eder. Bir mağlubiyet kimseyi başarısız yapmaz. Ama her yenilgiyi felaket gibi görmek, başarıyı da sıradanlaştırır. Kaybetme, insanı değiştirmesine izin verir. Bir takımın en değerli galibiyeti, aslında kaybettiği günlerde verdiği karakter sınavıdır.
Spor tarihine baktığınızda, şampiyonluk kupaları kadar unutulmayan geri dönüşler vardır. İnsanlar bazen kazanılan finali değil, vazgeçilmeyen sezonu hatırlar. Bir maç kaybedildiğinde, hemen sorumlular aranıyor. Teknik direktör tartışılıyor, oyuncuların karakteri sorgulanıyor, yönetimin geleceği konuşuluyor.
İyi oyun, güçlü karakter de zaman içinde oluşur. Ne transfer döneminde bulunur ne de bir basın toplantısında açıklanır. Sahada yavaş yavaş inşa edilir. Spor, hayata en çok benzeyen alanlardan biri. Kaybetmek, sporda en önemli derslerden biridir.
Bakalım bundan sonra ne olacak?
Kaynak: Orijinal Haber